İŞ HAYATINDA NÖROBİLİMİN GÜCÜ

blog 3Daha önce hiç iyi anlaştığınızı, “aynı dili” konuştuğunuzu düşündüğünüz insanlarla hiç çalıştınız mı? Peki ya sabrınızı zorlayan ya da sizi çileden çıkaran insanlarla? Şüphesiz ki kariyeriniz boyunca her ikisini de deneyimlemişsinizdir. Biz insanlar, genellikle diğer herkesin bize benzer şekilde düşünmesini ve davranmasını umuyoruz. Bizim söylediklerimizi dinlemelerini, bizim gibi düşünmelerini, hatta biz daha söylemeden ne düşündüğümüzü anlamalarını bekliyoruz. Bu kuşkusuz birlikte çalışmanın en kolay yoludur, ama ne yazık ki gerçek olması mümkün olmadığı gibi en ideal yol da değildir.
 

Her birimiz kendimize has ve eşsiz özelliklere sahibiz

Doğduğumuz günden bugüne, nerede, ne zaman ve nasıl büyüdüğümüz, ailemiz, dostlarımız, öğretmenlerimiz, tüm sosyal ilişkilerimiz, içinde yaşadığımız kültür ve deneyimlerimiz, kişiliğimizin biçimlenmesinde kritik roller oynamaktadır. Hepimiz yanımızda kendi inanç, değer, endişe, zorluk ve isteklerimizle dolu, görünmez bir sırt çantası taşıyoruz ve bu çantayı iş ortamımıza da getiriyoruz. Çevremizle etkileşime girerken sırt çantamızda taşıdığımız şeylerden hareketle diğer insanların davranışlarını algılıyoruz ve yorumluyoruz. Ancak, içinde yaşadığımız çevre ve kültür, bizi biz yapan etkenlerin yalnızca bir tanesi.

Diğer tarafta, modern bilim adamları, çevre ve kültürün kişiliğimizin oluşumu üzerinde sınırlı bir etkiye sahip olduğuna inanıyorlar ve kalan boşluğu farklı bir etkenle dolduruyorlar: Biyoloji. Bununla birlikte ise genler, hormonlar ve nörotransmitterler gibi birçok farklı faktör devreye giriyor.

İş ortamımıza taşıdığımız birbirinden farklı tüm arzularımız, değerlerimiz, zorluklarımız ve endişelerimizle çok çeşitli bir ortam yaratıyoruz. Buna bağlı olarak bizim tüm çalışmalarımızın özü de İNSANLARIN eşsiz ve güçlü olduğu inancına dayanmaktadır. Bu farklılıkları avantaja çevirip, onların kendilerine özgü katkılarını ve çalışma tarzlarını keşfetmelerini sağlamak ve ORGANİZASYONLARLA aralarında köprü kurarak başarıya doğru birlikte yol almalarını amaçlıyoruz.

İdealimiz, bilimsel olarak kanıtlanmış yöntemler kullanarak organizasyonların DNA'sındaki olası hasarları tespit etmek ve bünyesindeki insanlar için sürdürülebilir, sağlıklı bir ortam yaratmak. Bunu gerçekleştirebilmek için, organizasyonun yapısını, süreçlerini ve uygulamalarını, aynı zamanda da insanların potansiyellerini, yaptıkları iş konusundaki istekliliklerini ve önlerine çıkan olası engelleri göz önüne alıyoruz.

Organizasyonun DNA'sını yeniden şekillendirmek için bilimsel uygulamalardan destek almaya başladık. Bununla birlikte, kısa bir süre önce gerçekleştirdiğimiz bir keşif ve işbirliği, insanların potansiyellerini maksimuma çıkarma konusundaki çalışmalarımızda elimizi oldukça güçlendirdi. Bunu artık sizinle paylaşabilmekten de inanılmaz bir heyecan duyuyoruz.

 

blog

 

NeuroColor: İş Hayatında Nörobilim

Bir süredir, insanlarla ilgili algımızı derinleştirmemize, kendilerinin ve başkalarının potansiyellerini keşfetmelerine yardımcı olacak bir kişilik envanteri arayışındaydık. Piyasada sayısız seçenek var, bazılarının isimleri herkes tarafından iyi biliniyor, bazılarını ise ilk kez duyduğumuz oldu. Ancak, hiçbiri bize “Aradığımız şey bu!” hissini veremedi ve çeşitli nedenlerden dolayı her zaman eksik veya yetersiz bir durumla karşılaştık. Ta ki NeuroColor Envanteri'nin yaratıcısı Dr. Helen Fisher ile yapılan bir röportajı gördüğümüz güne kadar. Ama neden günün sonunda bizi kendine çeken NeuroColor oldu? Size ana nedenlerimizi açıklayalım, ama emin olun daha fazlası da var. Çünkü NeuroColor,

    • modern bilime dayalıdır: Genetik, biyoloji, ilaç, nörobilim ve diğer tıbbi alanların güncel bilimsel literatüründe kapsamlı bir inceleme sonunda geliştirilmiştir. Bugün piyasadaki diğer araçlar, 1900'lerin başındaki teorilere dayanmaktadır, beyin ve kişilik hakkındaki en son bulguları içerecek şekilde kendilerini güncellememişlerdir.
    • sadece istatistiksel olarak değil, fMRI taramaları ile yapılan geçerlilik çalışmaları sonucu bilimsel olarak da onaylanmıştır.
    • 40 ülkede 16 milyondan fazla kişi tarafından uygulandı.
    • insanları kategorilere ayırmaz veya etiketlemez. Hepimizin “benzersiz kişilik özellikleri” olduğu inancına dayanılarak yaratılmıştır.
      blog 2
 

 “Bilinçdışı bilinçli hale gelene dek hayatınızı yönlendirecek ve siz ona kader diyeceksiniz.”

Carl Jung kişisel farkındalığın önemini vurguladığı bu sözünde, bize aslında başkalarını nasıl anlayacağımızın da cevabını veriyor. Kendi davranışlarımızla ilgili farkındalığımız ne kadar fazlaysa, başkalarını da o kadar iyi anlayıp, daha etkili ilişkiler kurup, birlikte daha verimli çalışabiliriz. İş yerlerinde her gün birçok zorlukla karşılaşıyoruz ve bunların çok büyük bir kısmı insanlar birbirlerini anlamakta yeterince iyi olmadıkları için ortaya çıkıyor. Farklılıklarımızı bir tehdit olarak görüyoruz. Gerçek benliğimizi göstermekten, özgün olmaktan korkuyoruz, çünkü deneyimlerimiz bize bunun bazı olumsuz sonuçlar doğurabileceğini öğretti. Bu da bizi çoğu zaman savunma konumuna geçmeye mecbur kıldı.  Düşüncelerimizi içimize attık, endişelerimizi, hislerimizi, görüşlerimizi sağlıklı bir şekilde dile getirmedik. Bütün bunlar kartopu etkisi ile çalışma ortamlarımızı güvensiz, yüzeysel ilişkiler içeren, sağlıksız ve tahrip edici çatışmalarla dolu bir yer haline getirdi.

Biz bu durumu değiştirmek istiyoruz. İş yerinde güvenilir ilişkiler kurmanın büyük bir etki yaratacağını, bizi sağlıklı ve yapıcı tartışmalara, daha yaratıcı ve yenilikçi olmaya yönlendireceğini biliyoruz. Tüm enerjimizi işimizi daha iyi hale getirmeye, her ekip üyesinin gerçek duygularının, birbirinden çeşitli yeteneklerinin ve ekibe kazandırdıkları değerin farkında olmaya harcamak “gerçek bir ekip” olabilmeyi de beraberinde getirecek.

Bunu birlikte mümkün kılalım istiyoruz. İlk olarak, sağlıklı bir benlik kavramına sahip olmak, davranışlarımızın nedeninin altında yatan nedenleri anlamak için bizimle bir yolculuğa başlayın. Kendimizle barıştıktan sonra, başkalarına karşı daha büyük bir hoşgörü ve sabrımız olacak, başkaları hakkında varsayımlar yapmayı bırakacağız, çünkü zor yolu öğreneceğiz. İnsanları anlamaya, onları oldukları gibi kabul etmeye bir adım daha yaklaşıp, daha anlayışlı ve duyarlı davranacağız. Gerçek bir ekibin bir parçası olmanın en iyi yolu olarak, insanlar arasındaki çeşitliliği takdir etmeyi öğreneceğiz.

Farklılıklar hayatımızın bir parçası. Her zaman olacaklar, daha da büyüyecek ve karmaşık hale gelecekler. Bunu kabul edelim ve bir fırsata çevirelim. NeuroColor'un bu zorlu yolculukta bize nasıl yardımcı olabileceğini keşfettiğinizde eminiz ki siz de çok şaşıracaksınız.

Ayrıntılı bilgi için tıklayınız

By Gizem Kaya | March 19th, 2020

About the Author: Gizem Kaya

Gizem Kaya

Related Posts

Subscribe Here!

Recent Posts